Video 5 Ni 652.895 yorum
via .
Metin 12 Mar 1 yorum Naif Bir Kangren

Ne yediğim yemek boğazımdan geçiyor, ne uykuya dalabiliyorum.  

Midem bulanıyor kusuyorum.

Düşünceleri kafamın içine doğru kusuyorum. Sonra kustuğumu yutuyorum. Yuttuğumu tekrar kusuyorum. Yani iğrenç birşey. 

Öylesine iğrenç ki an geliyor beynimi çıkartıp ekmeksiz yiyesim, yiyesim de kurtulasım geliyor. 

Öğrenciliğim döneminde Work and Travel ile Amerika’ya gittiğim vakit anladım ülkemin kıymetini. O kadar uzaktan bakınca birşey daha anladım; “bizler hazine üzerinde oturduğumuzu fark edemeyen dilencileriz.” 

Öyle çok seviyorum ki bu memleketi, her kedisini öpsem, her çayırında deli danalar gibi koşsam, her bayırından yuvarlansam, her dağına, her ağacına tek tek sarılsam, her bardağından çay içsem yine doyamam. 

İnsanlarını bi’ ayrı severim bu güzel memleketin.

Ülkenin en gaddar adamına bile zarar gelse canım acır. Bilirim ki bu memleketin ekmeğini yiyen, suyunu içen, Yunus Emre’nin bir dizesine dahi tesadüfen denk gelmiş insan kötü kalpli olamaz. Suçu hep yasak ağaçta ararım.

Çok kızgın ve kırgınım. Canım hemşerilerimin yarısını -ben her birini tek tek kucaklamaya meyilliyken- bana düşman ettikleri için çok üzgünüm. Benim canıma kastettikleri, üzerime palayla, sopayla geldikleri için çok kırgınım. Ve şu henüz 24 yaşımda bu ülke için çok umutsuzum. 

Yine bir yasak ağaç hikayesi.

Bu ülke adına ne sözüm sözdür, ne oyum oydur. Sandık oyunlarına ilk bizzat şahit olduğumda beynime adeta bir balta saplanmıştı. İyi niyetime öyle kandım ki, o baltayı kendi elimle çıkardım. 

Sonrası her gün biraz daha kan kaybı.

Her ‘tape’ nefsime bir iğne. Kandırılmak. Kandırıldığını öğrenmek. Aldatıldığını öğrenmek gibi. Yüksek doz haklılıktan aklımızı yitireceğiz Ya Rabbim. Bir kişi de çıkıp akla yarar bir açıklama yapmıyor, yapamıyor. 

Bir insan katil olabilecek kadar nasıl körleşir, nasıl biter kalbinin sonsuz sevgi pili bunu aklıma, bedenime, ruhuma sığdıramıyorum.  Fikrim çığlık çığlığa kaçıyor. Gidiyor. Tutamıyorum. Öylesine gidiyor ki ete kemiğe bürünüp bu adamların yakasına yapışmaya kalkıyor. 

Ali İsmail’i düşünüyorum. Komşum olan. Aynı okulda okuduğum, aynı yemekhanede yemek yediğim.

O güzel gülüş. O parlayan göz bebekleri. Eskişehir’de her genç çocukta onu arıyor gözlerim.

Berkin’i düşünüyorum. Ekmeğinden vurulan Berkin’i. 16 kilo mu kalmış gerçekten? Ölmüş mü gerçekten?

O ekmekler nasıl geçer artık boğazımızdan? 

Hangisini sayayım? 

Her canda biraz daha eksildik.

Ve biz çok öldük. 

Sonra, bir zamanlar kendimi apolitik sanıp içten içe bu adamları savunduğum geliyor aklıma.

Argümanım kusursuzdu(!): “Hiç yoktan memurun maaşı arttı. Biz eskiden muzu dörde bölüp öyle yerdik, şimdi muzu her gün yiyoruz.”

Ulan Allah kahretsin seni be! Muz yiyormuş dörde bölerek. Ulan keşke hep dörtte bir muz yeseydik de bu olanlar hiç olmasaydı. Annemin öğretmen emekli ikramiyesi 17.000 TL’ydi. 17.000 TL. O kadar yılın karşılığı 17.000 TL. Biz bu paranın üzerine bir bu kadar da yıllarca biriktirdiğimiz parayı koyup bir daire alabildik. -Daire diyorum. 3 odası 1 salonu olan.- Nereye konulacağı sapıtılan parayla alınan Şehrizar Konakları’ndan rezidans değil, dikkatinizi çekerim. Tahmin edersiniz ki bizde de çok kısa bir zamanda “sıfırlandı” para.

Küçükken bir kere fırının kapağını sert kapattım diye annemden tokat yemiştim. “Canım gidiyor benim onu almak için!” demişti. Doğru demişti. Ama nedense hep bizim canımız gidiyordu. Diğer canlar palazlanıydu.

Toplam dört sene dershaneye gittim. Bi dört sene de kardeşim gidecek. Bir hanede ortalama sekiz sene dershaneye gidiliyor. Sebebi malum. ÖSS, LGS, KPSS, ALES, YDS… Hepsi ama hepsinin birer tezgah olduğunu öğrenmek ne acı geldi bir bilseniz.

Cahillik yemin ederim mutluluk.

Bir de şey var; ÖSS veya KPSS’de yerleşemediği için intihar eden gençler. 

Düpedüz cinayet.

Sınavlar neden varmış bildiniz mi şimdi?

Bildiniz mi neden çocukluğumuzu bu deli saçması sınavlarla mahvettiğimizi?

Bildiniz mi biz neden ip atlayamadık, neden ağaçlara tırmanamadık, neden sporcu ya da sanatçı olamadık?

Çünkü sınava çalışmamız gerekiyordu. 

Çünkü dershaneye gitmemiz gerekiyordu. 

Çünkü dershaneye gitmemiz.

Çünkü DERSHANE!

Birilerinin ekmeğine en halis yağlar en organik ballar süren dershane. 

Buna çözüm bulmak (işine gelince) bak ne kadar kolaymış:

image

Aaa bitti gitti. İşte bu kadaaar.

İsteyince nasıl da oluyormuş?

10larca yıl bir gün ÖSS’nin kaldırılacağı umuduyla yaşayan insanlardık biz. Biz yandık kardeşimiz yanmasın dedik, yeteneklerin ve eğilimlerin gerçekten önemseneceği ve üzerine gidilip başarılı ve işinde mutlu çalışanlar üreteceği sistem belki mümkündür dedik. Belki ülke bu şekilde kalkınır dedik.

Hangi tarafından tutsam elimde kalıyor.

Medyanın kör olmuş vicdanları, mühürlenmiş kalpleri bir anne feryadının dahi üstünü örtüyor. Gazeteler hiç doğru haber vermiyor; yanlış haberi dahi 4 puntoyla, göz testi tadında veriyor.

Adalet sürreal bir düş kadar uzak.

Halbuki onlar suçu gizlemiyorlar, sadece üşümesin diye adaletin üstüne kalın bir örtü örtüyorlardı(!). Siz de çok fesattınız.

image

Anlatabildin.

Çok iyi anladık.

Belki hep görülen, bilinen ve defalarca yazılmış olan şeyleri yazdım. Fakat yazmasam kelimeler ve bu umutsuzluk beni içten içe yiyecek, bitirecekti. Bir umut ışığı görmek istiyoruz bayım. Bunu anlamak ne kadar güç olabilir? Mesela bir baş sağlığı dilemekten daha mı zor yoksa daha mı kolay?

Korkuyorum.

Büyük ihtimalle bu yazımı bir süre sonra sileceğim.

Çünkü korkuyorum.

Çünkü kocaman bir korku cumhuriyetinde yaşıyorum. Buradaki kocaman korkuyu niteliyor.

Bu yazı dostluklarıma, işime ve dahi hayatıma zarar verir diye korkuyorum.

Asla ama asla bu görüşü benimsemiş ve bu görüşe inanmış insanları kınamıyorum. Zaten haddime değil. Onlara “sığır, koyun, cahil, yobaz” diyenlerden değilim. Yanlış anlaşılmasın. “Bu insanlar beni arkadaşlıktan çıkarsınlar”, “bu insanlar yaşamayı hak etmiyorlar, ölsünler”, “zeka yoksunu” ve bilimum hakaret içeren muhalif görüşlerden uzaktayım. 

Hiç bir insanın politik görüşü yüzünden, üstelik doğruya ulaşma kanalları ve hatta algıları kapatılmışken hakarete ve aşağılanmaya maruz kalmasına destek vermedim, vermeyeceğim.

Her düşünene ve her düşünceye saldırmak demokrasiyi yaralamaktan başka işe yaramaz. Hele kırmak, dökmek…

Ama “Ali İsmail’i arkadaşları dövmüştür”, “Berkin öldü geberdi”, “nekrofililer”,”oh olsun, topunuzu geberteceğiz”, “şehitlere de üzülün” çerçevesine sıkışmış, acı yarıştıran insanları da anlayamayacağım.

Bela okumayı bile doğru dürüst beceremeyen bir insanım. Ama yanlışı Allah’a havale ediyorum.

Hesap elbet sorulur. 

Fotoğraf 2 Oc 40 yorum
via .
Metin 21 Ara 110 yorum Düzgün bir brief olmadan çalışmak zorunda kaldığında reklamcı
Fotoğraf 20 Ara 169.482 yorum
Metin 1 Ara 1 yorum

seninle gitmek istediğim 
bir sürü yer var
bize kaç tane dünya, 
ne kadar zaman lazım söyler misin?
karda da yürüyelim, kumsala da yatalım
gerekirse bakkala iklim yazdıralım
canımız istediği zaman uyanalım
istemediğimizde hiç yatmayalım
kendine meridyenlerden bir yer seç
dikine ben kesersem ülke oluruz bakarsın
hiç bi şeyi tam yapamadık
belki bu sefer mutluluktan ağlarsın
gündüzün gününde gözüme giren güneşe
sen yokken sinir oluyor olmam
kanun hükmünde kararname
çok hızlı ve de çok yavaş 
giden bi dolu zamanımız
kulağımda saatli bomba
beklediğim tek şey
bir bilmemne teklifi
"gidelim"
"evet"
nur topu gibi harika fikirlerimiz olacak
çünkü özlemek
bi milyon tane kamçı

Metin 26 Ek

ruhumu nasıl tutsam da, seninkine değmese?
nasıl aşırsam üstünden öbür şeylere ben onu?
ah, karanlıkta yiten bir nesne
içre barındırmak isterdim onu ben
öyle bir yerde: bilinmedik, sessiz,
derinlerin titrerken titremeyen.
bir var ki her değen bize, sana, bana, bak
birlikte alır bizi bir yay gibi ancak;
iki telden bir ses çıkartır bize değen şey.

biz hangi çalgıya gerilmişiz?
hangi çalgının elindeyiz biz?
tatlı şarkı ey…

r.m.rilke

 

Alıntı 19 Ni 49 yorum
demek çiçek gönderdiler sana?
üzüldüm…
odanda duruyor, öyle mi?
dediğim gibi odandaki dolap olsaydım, güpegündüz, birdenbire çıkıverirdim odandan…
o çiçekler soluncaya değin dışarıda dururdum hiç değilse.
hoşuma gitmedi.
her şey o kadar uzak ki…
— franz kafka (via fitillikadife)
Video 23 Ara

Kartları doğru zamanda doğru yerde oynamak herşeydir, imaj hiçbir şey.

Fotoğraf 10 Ara 3 yorum sessizolalim:

yutkunduktan sonra kursağına oturan gri öküz, merhaba canım nasılsın?

sessizolalim:

yutkunduktan sonra kursağına oturan gri öküz, merhaba canım nasılsın?

Fotoğraf 14 Kas 1 yorum When was the last time you did something for the first time?

When was the last time you did something for the first time?

Video 13 Ağu 505.864 yorum

Ne ağlarsın benim zülfü siyahım…

(Kaynak: empirestatebuilding)

Metin 20 Tem 1 yorum Oh yes.

revizyon:

yeşilde çekilmiş videodan bir sahne, keylenmeden önce “durum budur” gibilerinden müşteriye gider…

- çok sempatik olmuş. elinize sağlık ama yeşil bizim direkt rakibin kurumsal rengi, onun yerine daha sıcak birşeyler seçseniz.

Video 6 Tem 57 yorum

yaseminmori:

Günaydın dünya ve

dünyanın güzel insanları!

Yanan topun tortusu üzerinde dans eden milyar yıllık geçmişimiz ve atalarımızdan bize aktarılan tüm mirasa selam olsun!

Bir nefesle içime doğru çekiyorum aydınlığını… oooooh mis gibi bir yerdeyim!

Nereye baksan engellenemez bir haraket bir akış bir varoluş içinde zerreler, oluş ve yok oluş anları, düzenin dağılıp yeniden kurulmasından keyif alarak dönüyor dünya.

Kuşlar havalanıyor, gökyüzü uçsuzca uzanıyor üzerimizde. Baktığım her varlık bana geri dönüyor ve hafifçe bir öpücük konduruyor yüzüme. Ona sevgiyle bakmışsam daha bir güzel açılıyor bitkilerin çiçekleri. Olup biten herşey senin bakabildiğin ölcüde güzel, aynı ölcüde anlamlı.

Her birimiz bu kutsal deneyimin içindeyiz işte. Farklı düzeylerde algılasak da başka başka anlamlandırsak da bir bütünden ibaretiz ve öylesine işlemiş zihinlerimize dünyanın zamansız ruhu.

U

zayda kendine bir yer seçmiş, salınıp duruyor şu harkulade kapsayıcı, besleyici küreiçinde capcanlı, renkli ve heyecanlı gerçek yada gerçekdışı bir varoluş barındırıyor.Zihinlerimize sığmadığı ölçüde deli!

Dinazorlar, amazonlar, ormanlar içinde binbir türlü varoluş biçiminden geçerken binbir aleme açılan boyutlar, nehirler denizlere akarken, okyanuslar altında denizkızları, bin fersah derinlikte ne dünyalar, fosforlu yaratıklar, bir balinanın midesindeki masada geçirilen bir hayat, hayaller, şiirler, ozanlar, oyunlar, oyunbozanlar…

Hayvanlar ve konuştukları tuhaf dil, bitkilerin, mantarların açtığı kapılar. Güneş, Ay, ateş şaçan Ejderhaların gözünden bir sabah, bulutların üstünde tüy kadar hafif olmaya vardırabiliyor. Varlığın çeşitlenmesindeki olağanüstü durum.

Yoga, meditasyon Kodo davulları, dövüş sanatları. Gongun vuruşuyla başlar, Tibette bir rahibin ağzından çıkan titreşimin dünyanın tonuna denk gelmesiyle devam eder, ifade etmeye duyduğumuz heves… Muziğin hava sayesinde yayabildiği titreşimlerin tüm vucuduna nufus ederek içinden geçtiğinden midir muziğin seni baştan çıkarabilmesi? Seni  diyar diyar gezdirebilmesi başka nerde var söyle?

Şamanlar, m.ö 40000 yıl önceye ait Fildişinden bir kaval, periler, huriler, cinler, gördüğümüz ve göremediğimiz anlayıp da anlayamadığımız sonsuzluğuyla, rengarenk birikimle donanmış var da yoklar

Anlı şanlı dağlar, bağlar bahçeler, içtiğin şaraplarda, kadehlerde insanlığa dair bulduğun yoğun geçmiş ve birikim, bilgilerin tuhaf yollarla aktarılmasının şaşırtan aromasını yudumlarken, baharatlar, ipek böceğinin ürettiği birşeyi üzerimize giyebilmek, arıların ürettiği balları kuşkusuzca ağzımıza çalabilmek. Düşünmeye başla daha neler neler bulursun, varlığının özüne doğru yolculukta neler neler olursun.

Mezopotamya, Sümerler, Asurlar, Mayalar Mısır tanrıçaları, Piramitlerdeki gizemi koklayıp, Atlantise dair efsanelere dal ve kaf dağının ardında, Anneler ve teyzelerle Venüs yıldızında, seninle gök kuşağının altında buluşuruz, böyle bir bir günün hayali nerde var?

H

atırladığımız ve nerden bildiğimizi kestiremediğimiz onca bilgi, rüyalarda hiç görmediğimiz yerlerde olabilmeye uyanmak, hiç duymadığımız dilleri duyup anlayabilmek ve gezegen gezegen dolaşıp geri dönebilmek…telepati ve daha nice göremediğimiz tinsel sinyaller...

Bize

armağan edilen, yetilerle, duygularla, beyinle buraya düştük mü evrildik mi ait miyiz bir ömürlük misafir miyiz? işte hepsi bu.

Şu koca

dünyanın üzerinde insan olmak… güneşle siyah güneşten ırak bembeyaz tüysüz bedenler olup doğanın güç savaşında kazanmış olmak! Güç sende artık onu hisset , sömürme sahip olduğun şeyi, sen de olmayana ver biraz kendini belki?

Bir kere geldiysen

üstünde dönüp durmaktan başka çaresi olmayan diyara…Onun yoluna ermek için kendi yolunu bileceksin. Seve seve katlan, bir ömür dolu dolu geçirir de kanatlan!

Tüm sırlara erdiğini sandığı anda

karşısında yepyeni ve koskocaman bir kapının belirmesiyle şahlan!

Evrenin yasalarının, hakikatinin içinde bir hap kadar küçük ve hatta biraz çaresiz olduğuna sevin!

Sen tanrıların küçük çocuğusun ya sevin. - şımar ve şükret! -

Sığın sana seni , bedenini, evini hediye edene, evreni birarada tutan o sınırsız şuurun koruması altında emin ol ve ararken insanlığının sınırlarını metin ol .

İtaat et - kimseye değil - her anın içindeki dengeye ve en uyumlu halinle bırak kendini rüzgarın olduğu yöne ve tüm akışkanlığınla devin! güvenli ellerdesin.

Ayaklarını toprağa bastığında dünyada varolan tüm madenlerin bitkilerin ağaçların hayvanların gücünü hissettiğinde onlarla beraber olabildiğinde o şuurun ve salt sevginin, korkusuzluğun sana doğru akışını izle!

Kahkalar at bu deli hale, ateş yak, şarkılar söyle, kalbini aç, kalbini dinle, korkulardan arınmak için törenler yap, birliktelik için şölenler yap, maceralara atıl, köylerden kovul , dünyayı ele geçirenlerin sana ne olman gerektiğini söyleyenlerin düzenine gül…geç… hayvanlar gibi hep bir arada tutmaya çalışarak kendini ve bütünü içgüdüne kulak vererek ol. Keskin duyularını bilemek için yollar ara yollar bul. Renkleri, tonları geçişleri sesleri ve masalları dinleuzayda bu hal başka nerde?

Bu deneyim çok özel ve sırf sana mahsus. O özgün varolma biçiminle dünyanı döndür ve altında olabildiğin en iyi biçimde var ol… Işığı ve aydınlığı hisset içinde.

Bunları ben söylemiyorum. İçimdeki bir ses söylüyor.. sen beni boşver, çalsın içinde şarkılar erisin sözler içinde yanan duygularla!

via .
Fotoğraf 26 Ha Aslında bende aynen öyle düşünmüştüm.

Aslında bende aynen öyle düşünmüştüm.


Design crafted by Prashanth Kamalakanthan. Tumblr kaynaklı.